ÇAĞLAYANCERİT CEVİZİ DÜNYADA 1 NUMARA
-----------

2.10.2009

MAHALLİ KÖŞE






ÇAĞLAYANCERİT’TE TRAFİK KAZASI


18 Ağustos 2012 tarihinde Çağlayancerit ilçesinde trafik kazası yaşandı. Askerden yeni gelen Murat Güneş akşam namazına müteakip motosiklet’i ile terkisinde bir kişi ile birlikte bozlar istikametine doğru giderken karşıdan gelen bir taksi ile Çağlayancerit devlet hastanesi önünde kafa kafaya çarpışmışlardır. Takside bulunan yolcular hafif yaralanırken Murat güneş ve arkadşı ağır yaralı olarak. Çağlayancerit devlet Hastanesinde yapılan ilk müdahaleden sonra ambulansla Kahramanmaraş devlet hastanesine sevk edilmişlerdir. Murat GÜNEŞ yolda hayatını kaybederken arkadaşı ağır yaralı olarak Kahramanmaraş devler hastanesinde yoğun bakıma alınmıştır bilinci yerinde olmayan Yusuf'un tedavisi devam etmektedir...
Haber: Aşık Ali Ataş

Beni burada arama
Arama anne 
Kapıda adımı, adımı sorma 
Saçlarına yıldız düşmüş 
Koparma anne ağlama. 

Kısacası güzel annem 
Bir çiçeği düşünürken ürpermek yok 
Gülmek umudetmek özlemek 
Ya da mektup beklemek 
Gözleri yatırıp ıraklara. 
Ölmek ne garip şey anne 
Baba olamayacağım örneğin 
Toprak olmak ne garip şey anne. 

Bekle beni anne. 
Bir sabah çıkagelirim 
Bir sabah anne bir sabah 
Acını süpürmek için açtığında kapını 



18 Ağustos 2012 tarihinde geçirdiği Trafik 
kazasında Hayatını kaybeden Murat GÜNEŞ için;

AĞIT

Sekizinci ay’ın on sekiz’inde
Ecel geldi seni buldu Yiğidim
Bayram arifesi böyle bir günde
Evimize figan doldu Yiğidim

Şu dünyada gençliğine yetmedin
Bülbül gibi şakıyarak ötmedin
Orucunu tuttun bayram etmedin
Muradın gözünde kaldı Yiğidim

Nazlı idin gelmez idin azar’a
Murat seni uğrattılar nazar’a
Genç yaşında gönderdiler mezara
Muradın gözünde kaldı Yiğidim

Dilek ablan başucunda dönüyor
Kader bacın ağlamaktan görmüyor
Anne’n çırpınıyor alev sönmüyor
Muradın gözünde kaldı Yiğidim

Emmilerin ağlaşıyor kalk sana
Yekinde bir etrafına bak sana
Yengelerin ağıtlar yakıyor sana
Muradın gözünde kaldı Yiğidim

Acı haber bağrımızı dağlıyor
Dayı’ların teyze’lerin ağlıyor
Gözyaşları ırmak oldu çağlıyor
Muradın gözünde kaldı yiğidim

Âşık Ali’m gelmiş idi askerden
Ya-rap bayram günü bu bela nerden
Yandık oğul heder olduk kederden
Muradın gözünde kaldı Yiğidim

Âşık Ali Ataş



*******************
Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı (DOĞAKA)


Çağlayancerit Kaymakamlığı Proje Birimi tarafından hazırlanan iki projenin, Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı (DOĞAKA) tarafından kabul edildiği bildirildi.

AA muhabirinin Çağlayancerit Kaymakamlığı'ndan aldığı bilgiye göre, Çağlayancerit İlçesi ve Köylerine Hizmet Götürme Birliği'nin hazırladığı ve kabul edilen 408 bin 816 TL bütçeli "İlçemizdeki Tarihi ve Doğal Güzellikler Yok Olmasın" projesi kapsamında ilçedeki tarihi ve turistik yerlerde çevre düzenlemesi yapılacak.
Tarihi Kezban Hatun Cami, 250 yıllık ceviz ağaçlarıyla özdeşmiş olan Değirmen Gözü ve doğal güzellikleriyle ilçenin en önemli mesire alanı olan Aksu Gözü, yapılacak çalışmalarla turizme kazandırılacak.
Çağlayancerit Belediyesi'nin kabul edilen 220 bin 172 TL bütçeli "Tarihi Çağlayancerit Meydanın Çağlayancerit Sanat Park'a Dönüştürülerek Turizme Kazandırılması" projesi kapsamında ise alternatif turizm potansiyeli harekete geçirilecek, her yıl düzenlenen Çağlayancerit Ceviz Festivali ulusal ve uluslararası platforma taşınacak.
Çağlayancerit Kaymakamı Olgun Öner, kabul edilen projelerin en kısa sürede hayata geçirilmesi için çalışmalara başlanılacağını belirterek, projelerin ilçeye hayırlı olmasını diledi, AB Proje biriminde çalışan Serkan Özavşar'ı projelerdeki başarılarından dolayı tebrik etti.
Kaynak: AA

24.02.2012
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


                             İLÇE KAYMAKAMI YOLDA MAHSUR KALDI


17.02.2012 Bu gece yağan kar ilçe merkezinde 45 santimi geçti Kısık yolu üzerine çığ düşmesi nedeniyle. ilçe kaymakamı ve Ziraat bankası müdürü beraberlerindeki arkadaşlarıyla birlikte saat 13:30 sıralarında pazarcığa gitmek üzereyken kısık ay görmez mevkiinden geçerken üzerlerine çığ düşmüştür olayda her hangi bir can kaybının olmaması sevindiricidir. Ancak hayatlarını zor kurtardıkları anlaşılmıştır. Kahramanmaraş’tan gelen ve ilçeden giden onlarca araç kısıkta 2 saat yolda mahsur kalmışlardır. Haberi alan İlçe garnizon komutanı askerlerini yanına alarak ambulans dahil ilçedeki kepçe ve greyderleri seferber ederek kısıkta mahsur kalan kaymakam beyin ve yolcuların imdadına yetişmişlerdir. Yol açma çalışmaları devam etmektedir. Ayrıca ilçe merkezinde tüm sokaklar kar nedeniyle kapalıdır. Belediyenin iş makineleri kapanan yolları sokak ve caddeleri açmak için gece ve gündüz harıl, harıl çalışmaktadır.
HABER :AŞIK ALİ ATAŞ
****************************************************************************

Çağlayancerit'te Halk Kütüphanesi Açıldı

"Halk Kütüphanesi" açıldı.
Çağlayancerit'te belediyenin yaptırdığı 
"Halk Kütüphanesi" açıldı. 
 Çağlayancerit Belediyesi'nin yaptırdığı halk kütüphanesinin açılışında, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu. Çağlayancerit Belediye Başkanı Mehmet Yıldızlı, açılıştaki konuşmasında, 1986 yılına kadar ortaokulu ve lisesi bulunmayan Çağlayancerit ilçesinin şimdi Kahramanmaraş'ta eğitim alanında ön sıralarda yer aldığını belirtti.

Kahramanmaraş'ın halk kütüphanesi olmayan tek ilçesi olan Çağlayancerit'te, Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünden yola çıkarak Kaymakamlık ve öğretmenlerin gösterdiği gayretleri de gördükten sonra kütüphane açmaya karar verdiklerini ifade eden Yıldızlı, "Belediyemizin birinci katını kütüphane olacak şekilde düzenledik. Kütüphanemizin açılışında emeği geçin başta kaymakamımıza teşekkür ediyorum" dedi.

Kaymakam Ercan Öter ise konuşmasında ilçenin en büyük 
ihtiyaçlarından biri olan kütüphanenin açılışını yapmanın sevincini yaşadıklarını söyledi.

Okuma alışkanlığı kazandırılması yönünde eğitim camiasına, ailelere ve diğer kurumlara büyük görev düştüğünü dile getiren Öter, öğretmenlerin öğrencileri kütüphaneye yönlendirmesi, ailelerin de evde televizyon izlemek yerine çocuklarına kitap okumayı özendirmesi gerektiğini belirtti.

AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili adayı Sıtkı Güvenç ise kütüphanenin kurulmasında emeği geçenlere teşekkür etti.

Kahramanmaraş Kültür ve 
Turizm İl Müdürü Seydi Küçükdağlı ise kütüphanelerin sağlam bir geleceğin temel taşı olduğunu ifade etti. Gelecek nesillerin tarihi ve kültürel bilgiler ışığında milli şuura ulaşmasının, pozitif bilimlere hakim, gelişme ve modernleşmeye açık birer fert olarak yetişmesinde kütüphanelerin ayrı bir önemi olduğunu dile getiren Küçükdağlı, kütüphanenin hayırlı olmasını diledi.

Konuşmaların ardından kütüphane törenle açıldı, Türk halk müziği 
sanatçılarından Hilmi ve Nurgül Şahballı, Aşık İmami ve Popstar Ramazan konser verdi.

- KAHRAMANMARAŞ 
(Anadolu Ajansı)
Haber Yayın Tarihi : 21.05.2011 14:50Bu haberi paylaş Açıklama: Facebook'ta paylaş Açıklama: Twitter'da paylaş


Çağlayancerit Devlet Hastanesinin Halleri


BİR MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.
(C.sıtkı)


    Otuz bin nüfuslu bir ilçeden bahsederken; yolları, sokakları asfalt olmuş, kaldırımlı cadde ve sokaklar tertemiz pırıl pırıl , alt yapısı tamamlanmış; fosseptik çukurları mikrop saçmayan,  su şebekesi sorunsuz; asbestli su borusu kullanmayan,  okulu, hatta yüksek okulu olan, otellerinde turistlerin barındığı, köy görünümünden çıkmış şehir havası olan, halkı refah içerisinde ve sadaka kültürüyle yaşamayan, hastanesi olan ve içerisi uzman doktorlarla dolu tıkır tıkır işleyen bir ilçeyi kastediyoruz.

 Ama ne yazık ki Çağlayancerit İlçesi'nden bahsederken bunları söylemek çok zor. Yüzlerce sorunudan ilçemizin en hayati sorunu olan sağlık-hastane sorunundan bahsedeceğiz. Uzun bir süre halkın hastane binasına, hastane binasının da halka baktığı Devlet Hastanesi 2010 yılında açıldı. Dışının eli içinin bizi yaktığı bu hastane maalesef adıyla kaldı. Hastane de hiçte hoş olmayan gelişmeler yaşanmaktadır. Eski sağlık ocağından bir farkı yok. Hatta merkeze uzak olması dahada kötü. Entegre bir tesis ama şimdilik sadece sağlık ocağı olarak hizmet  veriyor. Doktor yok. malzeme hiç yok. Yazın kızımın dişini çektirmek için gittiğimde, ızdıraplar içinde ağrı çeken kızıma sıra geldiğinde iğne vurulan şırınga bittiği için kızım bir gece daha ızdırap yaşamıştı. Hanımın diş protezi düştü ve onu yapıştıracak basit bir malzeme olmadığı için  Pazarcık'ı boylamıştım. Hani derler ya " eller bayramda görsün" bizim hastanemiz de maalesef böyle. Hastane var mı? Var.

Esas konuya gelince, Çağlayancerit Devlet Hastanesi'ne norm kadrodan yapılacak atamalardan, Çocuk, dahiliye ve kadın doğum atamaları iptal edilmiştir. Yani beklenen uzman Çocuk, uzman dahiliyeci ve uzman kadın doğum kadroları artık yok.Burası bir ilçe devlet hastanesi ve başka da hastane yok. Olacak şey mi?
Bir kere daha anladık ki hükumetlere oy da verseniz sözlerinde durmuyorlar. Hele birde  öksüz ve sahipsizseniz yandınız demektir. Ayrıca hastane de taşoran   firmaya bağlı sözleşmeli çalışan hizmetli kadrosunun sözleşmeleri 31.12.2010 tarihi itibariyle bitmiştir. Yeniden sözleşme yapılmamıştır. Ne zaman yapılacağı ise meçhuldür. Bu çalışanların taşoran firmadan tazminatlarını alıp almayacakları belli değil. Hastane yönetiminin bu çalışanlara ücretsiz olarak ihale oluncaya kadar çalışmaları söylenmiştir. Hiç bir ücret almadan ve kanunlara aykırı olarak bu arkadaşlar hala çalıştırılmak da  ve çalışmaya zorlanmaktadırlar. İşlerini kaybetme korkusu ve baskısıyla bu hizmetliler çalıştırılmaktadır. Bir karışıklık ve belirsizlik içerisinde olan bu durum umarım kimse mağdur edilmeden çözülür. Bu çalışanların işlerini kaybetmesi ve yasal haklarının ödenmemesi sorumluluğunu kim alacaktır.

Halkımız hükumete baskı yapıp sesini çıkarmazsa hep böyle kalacağız ve haklarımızdan mahrum olacağız. Hakkımızı arayalım.Madem en çok oyu buradan bu hükumet aldı o zaman isteme hakkımız daha kolaydır. Oylarımızın karşılığını isteyelim. İlçe başkanlarına ve belediye başkanına burada çok önemli görevler düşmektedir. Sesimizi duyuralım.

Ayrıca Kahramanmaraş Bölge Hastanesi Gaziantep'e bağlanmıştır.

Sağlık Bakanlığı 06.01.2011 Tarihli Personel Dağılım Cetveline göre İlçemizin adı listede aşağıdaki gibidir.

AİLE HEKİMİ 2
DİŞ TABİBİ 2
PRATİSYEN TABİP 6
ÇEVRE SAĞLIĞI TEKNİSYENİ
3
EBE
10
HEMŞİRE
17
İLK VE ACİL YARDIM TEKNİSYENİ
7
LABORATUVAR TEKNİSYENİ
4
RÖNTGEN TEKNİSYENİ
4
TIBBİ SEKRETER
3
TIBBİ TEKNOLOG
1
TOPLUM SAĞLIĞI TEKNİSYENİ
7
İLK VE ACİL YARDIM TEKNİKERİ
5
İLK VE ACİL YARDIM TEKNİSYENİ
10
AİLE SAĞLIĞI ELEMANI
1
AİLE SAĞLIĞI ELEMANI
1
AİLE SAĞLIĞI ELEMANI
1
AİLE SAĞLIĞI ELEMANI
1
AİLE SAĞLIĞI ELEMANI
1
AİLE SAĞLIĞI ELEMANI
1
AİLE SAĞLIĞI ELEMANI
1
AİLE SAĞLIĞI ELEMANI
1
EBE
1
EBE
1
EBE
1

Mehmet Bahçe

Çağlayancerit Sydv Vakfı'nın İş Kurma Projeleri
Çağlayancerit Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın, Yoksul Birey da Hanelerin Kendi Geçimlerini Sağlayacak İş Kurmalarını Sağlamaya Yönelik Destek Çalışmalarının Devam Ettiği Bildirildi

Çağlayancerit Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın, yoksul birey da hanelerin kendi geçimlerini sağlayacak iş kurmalarını sağlamaya yönelik destek çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, proje kapsamında bir kişi daha kendi işini kurdu. 2 yılda proje sayesinde 7 iş yeri açıldı.

İstiklal Mahallesi'nde, mesleği olmasına karşın işini kuramayan Hatice Pınar Ertem, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) sayesinde işini kurdu.

Ertem, gözleme kafe salonunun açılışında, vakıf desteğiyle iş yerini açmadan önce ustalık belgesi olmasına rağmen çok düşük bir ücretle başlarının yanında çalışarak ailesinin geçimine katkı sağlamaya çalıştığını belirtti.

SYDV sayesinde gözleme kafe salonu açtığını, proje sayesinde yanında iki kişiye de istihdam sağlayacağını dile getiren Ertem, işyerinin açılmasında kendine destek olan herkese teşekkür etti.

İş yerinin açılışına Kaymakam Ercan Öter, Belediye Belediye Başkanı Mehmet Yıldızlı, Vakıf Müdürü Asım Salman,İ lçe Emniyet Amiri Barış Macit ve vatandaşlar katıldı.

(SAL-SEÇ-ÜNS) - KAHRAMANMARAŞ (Anadolu Ajansı) 09.12.2010 17:01 [2405536] 


               Çağlayancerit’te çilek gelir kapısı oldu
Çağlayancerit ilçesinde 8 dekar alanda çilek üretimi yapan Mustafa Tunç, yılda 3 defa ürün veren çileğin kilosunu 3 TL’den sattığını ve pazarlama sorunu yaşamadığını belirtti.


29 Kasım 2010 / 09:15

            Çağlayancerit ilçesinde 8 dekar alanda çilek üretimi yapan Mustafa Tunç, yılda 3 defa ürün veren çileğin kilosunu 3 TL'den sattığını ve pazarlama sorunu yaşamadığını belirterek, çileğin önemli bir gelir kapısı olduğunu söyledi.
            Çağlayancerit İstiklal Mahallesi'nde kendisine ait 8 dönümlük arazide çilek yetiştiriciliğine başladığını anlatan çiftçi Mustafa Tunç, Avio cinsi çileğin yılda 3 defa ürün verdiğini ve elde ettiği çileği ise hiçbir pazarlama sorunu yaşamadan kilosunu 3 TL'den sattığını kaydetti.
            Avio cinsi çileğin, diğer çileklere göre daha iri ve daha şirin olduğunu anlatan Tunç, “2 yıl önce İl Tarım Müdürlüğünden bir ekip, Maraş merkezde bir çilek bahçesini gezdirmeye götürdüler. İlgimi çekti. 8 dönüm alana 32 bin adet fide diktim. Fidenin tanesini 15 kuruşa satın aldım. 1 yılda 3 ürün olmak üzere, dönüme 2 ton çilek elde ettim. Kilosunu şu anda 3 TL'den satıyorum. Alıcılar bahçeye kadar gelip alıyor, pazarlama sorunu yaşamıyorum. Gaziantep'ten gelip satın alıyorlar. Çileğin işçiliği, emeği ve su ihtiyacı fazla. Bahçenin ilk kurulumu maliyet oluşturuyor. Bahçeye 22 bin TL harcadım ancak, ikinci yıl kâra geçtim.”






                          Hacı Adayları Uğurlandı  (04.11.2010)             
                          Haber için Ataş Ali Sitesini TIKLA

                   4.ÇAĞLAYANCERİT CEVİZ FESTİVALİ YAPILDI    



26 Eylül 2010 Pazar günü Çağlayancerit 2. Ceviz festivali yapıldı.   Festival saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın okunması ile başladı. Açılış konuşmasını Çağlayancerit Belediye Başkanı K.Mehmet YILDIZLI yaptı. Başkanımız, amaçımızın ceviz festivalini her yıl yapmak olduğunu ve Çağlayancerit’in cevizini tüm ülkeye tanıtmak olduğunu söyledi.
Kahramanmaraş Valisi Mehmet Niyazi TANILIR yaptığı konuşmada, bu yıl ikincisi düzenlenen Çağlayancerit ceviz festivalinin geleneksel hale gelmesini temenni etti. Festivalin düzenlendiği alanın daha önce eski ve dökük bir binadan oluştuğunu söyleyen Vali Tanılır,  düzenlenen sahanın festivalin yanı sıra, sosyal etkinliklerin de yapabileceği bir alana dönüştürülmesinden dolayı Belediye başkanımız Küçük Mehmet YILDIZLIYA Ve emeği geçenlere teşekkür etti.
Çağlayancerit Belediyesinin Ceviz Festivalini organize etmesi ve bu şekilde halk arasında ismi ile özdeşleşen cevizi adeta ilçenin sembolü haline getirmesinin son derece önemli bir adım olduğunu söyleyen Vali Tanılır konuşmasının devamında, “Ceviz gerek Çağlayancerit’in gerekse hemen biraz ötesinde Bertiz ekonomisi açısından ve dolayısı ile Kahramanmaraş ekonomisi acısından çok önemli bir üründür.
Yine bunu tamamlayıcı konumunda bağcılık üzüm üretimi de yine bu bölgede gelişmektedir. Biraz önce kaymakamımızın da bahsettiği gibi sucuk, samsa üretiminin iki ana maddesi ceviz ve üzümdür. Dolayısı ile bunların bu şekilde tanıtılmasında amaç bölge ekonomisine katkı sağlaması, bölge ekonomisinin gelişmesi dolayısı ile insanlarımızın refah düzeyinin artırılmasıdır. Gelenselsel olarak üretilen sucuk samsanın da bunlara eklenmesi, o dallarda da yarışmalar yapılması faydalı olacaktır. Hem de üreticilerimizin artık cevizin yanı sıra farklı ceviz ürünleri konusunda da bir ayrış içerisine olmalarını gerekli görüyorum.
Burada cevizin reçeli yapılabilir, cevizin turşusu yapılabilir, şekerleme olarak ceviz ezmesi yapılabilir, ceviz kütüğünden çeşitli biblolar üretilebilir, çeşitli mutfak eşyaları yapılabilir. Bunun arayışı içerisinde olmalıyız. Eğer bu tip girişimler olursa Sosyal Dayanışma Vakfından iş kurma destekleri kapsamında finanse edilmesi mümkündür. Hem de bölgemizde faaliyete geçen Kalkınma Ajansından üreticilerimiz istifade edebilir.
Bunun yanı sıra gene ilimizde faaliyete gecen ve bu günlerde teklif çağrısına çıkan Tarım ve Kırsal Kalkınma Kurumundan da yine aynı şekilde istifade edilmesi mümkündür. Tarım, ülkeler açısından gittikçe önem taşıyan bir sektördür. 21. yüzyılın stratejik sektörü tarımdır. Bu nedenle de hükümetimiz tarıma çok büyük bir önem vermekte. Son yıllarda tarımsal destekler gerek hayvancılıkta dâhil olmak üzere, su ürünleri bir sisteme bağlandı. Hemen hemen aklımıza gelebilecek her alanda çiftçilere hükümetimiz destek sağlamaktadır. Makineleşmeye destek sağlamaktadır.  İşletme açılmasına destek sağlamaktadır. Bunların ilçe tarım müdürlükleri vasıtasıyla öğrenilmesi bu desteklerden istifade edilmesi mümkündür” dedi  Vali Tanılır,konuşmasının sonunda Çağlayancerit’in daha rahat ulaşılabilir bir yer olması ile ilgili, vatandaşların daha rahat ulaşım yapabilmeleri için yol çalışmalarına başlandığının müjdesini verdi.

Kahramanmaraş Sütcü İmam Üniversitesi Öğretim görevlisi Doç.Dr. Mehmet SÜTYEMEZ’de ceviz ile ilgili kısa bir konferans verdi. Kahramanmaraş Belediyesi halk oyunları ekibi tarafından halk oyunları gösterisi yapıldı.

Dereceye giren  üreticilere ödülleri verildi. Birinci gelen toplam 12 ceviz üreticisine üretici ödüllerini Vali Mehmet Niyazi TANILIR, İkinci gelen 12 ceviz üreticisine Çağlayancerit Kaymakamı Ercan ÖTER, üçüncü gelen 11 ceviz üreticisine ödülünü Çağlayancerit Belediye Başkanı K.Mehmet YILDIZLI verdi. Dereceye giren tüm ceviz yetiştiricilerine Kahramanmaraş Valiliğince hazırlatılan ceviz yetiştiriciliği ile ilgili kitap hediye edilldi. Ödül alan ceviz yetiştiricileri ile hatıra fotoğrafı çekildi. Ödül töreninin sonunda Vali Mehmet Niyazi Tanılır'a Çağlayancerit Spor'un forması hediye edildi.

Çağlayancerit   2.ceviz festivaline Kahramanmaraş Valisi Mehmet Niyazi   Tanılır ve eşi Erzi Tanılır, Alay Komutanı Albay İsmail Cömert, Kahramanmaraş Belediye Başkan Vekili Cevdet Kabakçı,İl Özel İdaresi Genel Sekreteri ve Vali Yardımcısı Servet Güngör, Çağlayancerit Kaymakamı Ercan Öter ve eşi, İl  Emniyet Müdürü Mustafa Aydın, İl Tarım Müdürü Mehmet Gündoğdu, Çağlayancerit Belediye Başkanı K.Mehmet Yıldızı, Belediye Başkanları. Daire Müdürleri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Festivalimize Katılan, TÜRKÜ .OGUZ YILMAZ VE  YUDUMUN verdiği konserle son buldu .

Festivalin düzenlenmesinde Belediye Başkanımız Küçük Mehmet YILDIZLI belediyemizde görev yapan müdürlerimize ve emeği geçen tüm personele teşekkür ediyoruz

ÇAĞLAYANCERİT BELEDİYESİ OLARAK ÜÇ CEVİZ FESTİVALİNDE BULUŞMAK ÜZERE
 KÜÇÜK MEHMET YILDIZLI

           ÇAĞLAYANCERİT BELEDİYE BAŞKANI

http://www.caglayancerit.bel.tr/haberayrinti.aspx?id=52

*************************************

Çağlayancerit hatırası
Mustafa ZİNCİRKIRAN 

mustafa-zincirkiran@hotmail.com

Bolu’nun Mengen ilçesinde lisede müdür yardımcısı olarak görev yapıyorum. Yıl 1987 ve bakanlık rotasyon uygulama kararı almış olduğundan ben de aynı konumda olan diğer arkadaşlar gibi içlerinde Kahramanmaraş’ın da olduğu üç il tercih ettim.

O yıllarda branş öğretmenlerinin ataması bakanlık tarafından ve nokta tayin olarak yapılıyor. Rotasyoncu öğretmenler olarak birkaç kişiyiz ve tayin sonucunda nereye düşeceğimizi merakla bekliyoruz. Okulumuzdaki fransızca öğretmenimizin bakanlıkta tanıdığı varmış ve el altından benim tayin yerimi öğrenince hemen gelip söyledi. Yeni görev yerim Kahramanmaraş merkez Çağlayancerit ortaokulu. Merkeze tayin oldum müjdesini veren hoca hanıma baklava hediye ettim. Çünkü bir hayır sahibi merkezde bir okul yaptırmış ve onun adı okulun bulunduğu mahallenin adı verilmiştir diye hayal ediyorum. O güne kadar daha Maraş’ı görmüş değilim ama yine de seviniyorum. Maraş, hem memlekete (Ceyhan) yakın hem de herkesten önce ben öğrendiğim için çevreye adeta hava atıyorum. Şimdi öğretmen olan kızım o zaman henüz dört yaşında ve Kahramanmaraş’ı öğrettik. Arkadaşlar ve komşular tayininiz nereye çıktı diye sorunca Ayşe: Kaframanmaraş diyor ve gülüşüyoruz.

Bir gün yeni okul müdürümden okul Maraş’ın hangi mahallesinde, ev bulunabilir mi, kiralar ne durumda gibi merak ettiklerimi öğrenmek üzere görüşmek istedim. Tabii şimdiki gibi cepten aranmıyor ya da internetten okul ile ilgili bilgiler bulunamıyor. Mengen postanesine gittim. Postanede o zaman illerin telefon rehber kitapları var ki ilin durumuna göre 150–800 sayfalık büyük boy kitaplar. Kahramanmaraş’ın rehberinden; Telefon bağlantısı yönüyle Pazarcık ilçesi postanesine bağlı 54 abonesi olan manüel(fişli) santralli bir yerleşim yeri ama tabii ki merkeze bağlı bir yermiş. Haritaya bakıyorum. Ağabeyli var, Sakarkaya var, Süleymanlı ve Yenicekale var ama Çağlayancerit yok. Şok geçirmek böyle olurmuş meğer böylece bir daha tattım o duyguyu... Bir müddet kendime gelemedim. Bundan sonraki mesaimi bu tayinin merkeze alınmasına harcamaya karar verdim ve araştırmaya başladım. Bir ümitle Ankara’ya bakanlığa uğradım ama ben artık Kahramanmaraş ilinin öğretmeni olmuşum ve değiştirme yetkisi o ilin valiliğine aitmiş, onu öğrendim. Madem buraya gelmişken o gün ki Ankara otogarında Maraş otobüs yazıhanelerinden en azından Çağlayancerit’in yerini öğrenirim diye düşündüm. Gezerken Tur Kahramanmaraş yazıhanesini buldum. Yazıhanede görevliler bir müşteri geldi diye ilgilendiler. Selamlaştıktan sonra içlerinde Maraşlı olup olmadığını sordum. En hazır cevaplı olan hemen bana: “OT MU ARİYYN EDE?” diye soru ile cevap verdi. Bu cevapla yaşadığım ikinci şoktan tabii ki bir süre kurtulmaya çalıştıktan sonra; öğretmen olduğumu, tayinimin oraya çıktığını, haritada yerini bulamadığımı ve yerini öğrenmek istediğimi söyledim. Yine aynı kişi Çağlayancerit’in Bertiz’in son köyü olduğunu ve ulaşımın Pazarcık üzerinden yapıldığını söyledi.

Sonradan öğreniyorum ki; Bertiz bildiğimiz Ağabeyli köyü ama bucak merkezi imiş ve Çağlayancerit de bu bucağa bağlı bir köy ama büyükçe bir köymüş. Hatta Çağlayancerit önce kasaba olmuş ve daha kasabalığa henüz alışırken ardından da ilk etapta ilçe yapılan yerleşim yerlerindenmiş. O günlere kadar merkezden sunulan hizmet köylere dağıtılırken Çağlayancerit’e varıncaya kadar her halde tükeniyormuş ki köy genelde bu hizmetlerden mahrum kalmış. Kalmış ki fazla okuyanı olmamış, okuyanı olmadığı için devlet yönetiminde fazla söz sahibi olamamış. Böylelikle de sahip çıkan olmamış ve bu günlere gelinmiş. Gönülsüz gittiğim Çağlayancerit ilçemizden çok güzel dostluklar, çok güzel hatıralarla beş yıl sonra ayrıldım. 
27 Eyll 2010 09:20

Çağlayancerit Hatıraları 2


İlk defa geldiğim Maraş’ta, Şeyhadil caddesindeki şimdiki platin sitelerinin yerinde olan Kıbrıs garajını buldum ve bindiğimiz meşhur Motur Hasan’ın kullandığı 50NC köy aracıyla yolculuğa başladık. 



Pazarcığa vardığımızda, geliyoruz diyen şoförlerin durumunu bilen yolcular durumu biliyorlarmış ki aşağıya indiler ve yarım saatlik mecburi moladan sonra yola devam ettik. Gölbaşı’na varmadan stabilize yolumuza dönerek koyu sohbetin yapıldığı yolculuğumuza devam ediyorken karşılaştığımız her köyün Çağlayancerit mi olduğunu soruyor ve daha gelmediğimizi öğreniyorum. Daha sonraki yıllarda görev yapan Balıkesirli öğretmen Veysel Bey vardı. Garibimin kararnamesinde Çağlayancerit merkez Fatih İlköğretim Okulu yazdığı için o da benim gibi çok sormuş geldik mi diye. En sonunda mezarlığın karşısındaki sakallı muhtarın (şimdiki sayın belediye başkanımız) tatlı dükkânının önünde otobüs muavini kendisine geldik deyince, Veysel hoca: Ama ben Çağlayancerit merkezde ineceğim! diyor ama Çağlayancerit’in burası olduğu gerçeğini değiştiremiyor…

Bozlara geldiğimizde güzel betonarme ve süslü evler hatta 1987 yılında ve bir köyde bina kapı zillerindeki düafonu bile ayırt ediyorum. Yine sordum bin bir ümitle ama yine değilmiş. Bozlardan sora kısık denilen bir yer var ki yol hem dar, hem de uçurum. Sol yukarı kısım kayalı ve yükseklik fazla, sağ tarafta da 40-50 metre aşağıdan Aksu çayı akıyor. Ben otobüsün sağ tarafında ve koridordaki koltuktayım ve dereden yanayım. Cam kenarında ise bir dozer operatörü Mustafa usta var. Kısıkta yolun uçurumlu yerlerine gelince elimde olmayarak koridora doğru çekilmişim. Bu halimi gören Mustafa usta herkesi güldüren şu espriyi yaptı. Hocam önce ben düşerim sana ne oluyor? Tabii diğer yolcularla birlikte gülüştük. Aksu ve Akdere mahallelerinin de Çağlayancerit olmadığını öğrendikten sonra yusupelândan(*) garaja, oradan da Veysel beyin de otobüsten indiği meşhur durağa geldik. Ortaokul, karşıda görünen bina(eski Kur’an kursu) ama yeni binaya taşındı dediler.

O zamanki okul müdürümüz Bekir Uruş beyle tanıştık. Cerit hakkında detaylı bilgi verdi sağ olsun(hâlâ görüşüyoruz). Ulaşım o zaman sabah güneş doğarken dört beş araç yarışırcasına Maraş’a gidiyor ve saat 12 de Kıbrıs garajından aynı şekilde Ceride geliyorlarmış. Araçlara zamanında yetişemeyip kaçıranlar (Pazarlamacılar ve özel gelen araçlar hariç) bir gün sonrasını beklemek durumunda olduğu gerçeğini de öğreniyorum. Yine Veysel Bey Cerit’te daha yeniyken memlekettekilerle telefonla görüşüyorken ailesi ulaşımın nasıl olduğunu soruyor. Veysel beyin cevabı çok ilginç: Beş tane otobüs firması var diyor ve Yakupoğulları, Tosunoğulları gibi isimleri sayıyor(aslında her araç sahibi kendi soyadını yazıyordu)…

Bekir Bey anlattıkça hem dinliyor hem de buradan nasıl kurtulacağımın yollarını düşünüyorum. Sonunda düşüncemi bir cesaretle müdürümüze de söyledim. Ev aramayacağımı çünkü gitmenin bir yolunu bulmanın ev bulmaktan daha önemli olduğunu da söyledim. Maraş’a gideceğim ama otobüsler sabah kalktığı için sabahı bekleyeceğim. Dakika bir gol bir derler ya, ben mahrumiyeti yaşamaya başladım bile. Çünkü geldiğim yer olan Bolu’nun aşçılarıyla meşhur Mengen ilçesi çok eski bir ilçe ki, Zonguldak asfaltı üzeri ve Ankara, İstanbul ve İzmir’e ulaşım saat başı var ve güzel bir evde oturuyordum. Bekir beyle konuşurken bir vatandaş Mılla’nın kamyonu Maraş’a gidecek dedi ve az sonra da kamyon geldi.

Tabii biz Çağlayancerit’ten tayin ile gitmenin yolunu bulamadık. Bu arada Cerit’te bir efsane olan İbrahim Arı hoca ile tanıştık ve bana: Ben de üzülerek gittim ama orda ev bile yaptım dedi.

Çağlayancetit’e ikinci gelişim biraz macera gibi. Günlerden Cuma ve namaza yarım saat var. Seminerden tanıdığım ve karşılaşınca bir akşam evinde misafir eden öğretmen arkadaşım ve bana rehberlik eden Hüseyin Özdöşemeci bey ile garaja geldik otobüsler yan yana dizilmiş yolcu bekliyorlar. İlk yanına vardığımız otobüsün muavini Engizekli İbrahim’den otobüsün saat 12 de kalkacağını, Cuma ne olacak deyince de Cuma’dan sonra kalkabileceklerini öğrendik ve emin bir şekilde camiye gittik. Saray altı Camii’nde namazdan sonra geldiğimiz garajda otobüslerin gitmiş olduğunu, ama istersem Küçükcerit köyünün otobüsü ile gidebileceğimi söylediler. Aksu mahallesinde otobüsten inip kum traktörlerini bekledim ama gelen olmayınca, Cerid’in dokuz kilometre olduğunu öğrenince yola koyuldum. Akşam güneşine karşı yürüyordum. Cuma günü Cerit’in pazarı olduğu için sepetli motorlar ve traktörler Cerit’ten uzak mahalle ve küçükcerit köyüne yolcu taşıyor ve sürekli karşılaşıyoruz. Bir sepetli motor birkaç sefer yapmıştı ki son seferini yaparken yine karşımdan geliyor ve konuşmalarını duyabileceğim şekilde yaklaşırken benim için pişti haa! Diyorlar ki gerçekten güneşten çok etkilenmiştim. Aksu’dan yürümeye başladıktan bir buçuk saat sonra Ceride varmıştım. O zaman faaliyet gösteren İbik İbrahim edenin fırınının yanındaki kebapçı Ramazanın orda karnımı doyurdum. Şimdiki maliye lojmanlarının giriş katında belediye hizmet veriyor. Son kattaki bir dairede de misafir hane var. Misafirhanede yine dozerci ve yakıt getiren kamyoncu misafiri var. Dozercinin, kalması için ısrar ettiği için kamyoncu burada kalacakmış. Ben yorgun olduğumu ve erken yatacağımı belirttim. Onlar gece geldiklerinde uyanıp uyanmayacağımı sorunca uyanacağımı ve bekletmeyeceğimi söyleyince arkadaşlar gezmeye gittiler. Gece bir uyandım ki saat iki ve odalarda kimse yok. Sonradan öğrendim ki; gelmişler ve önce zili sonra da kapıyı çalmışlar, gürültüye lojmandaki diğer komşular bile uyanmış ama ben uyanamamışım. Uyandıramayınca da mezarlığın kenarındaki gece açık olan fırına gitmişler. Fırıncının, en uygun olan ve fırının üzerindeki bir yere hazırladığı yatakta yaz günü fırının da sıcağında sabaha kadar kıvranıp durmuşlar. Karşılaştığımızda özür diledim tabii.

Okul müdürümüz izinli olduğu için ev ararken bu defa müdür yardımcımız Ali Aksoy Bey ilgilendi. Sadece Ali Bey değil, karşılaştığımız her vatandaş bize yardımcı oldu. Sokak sokak ev aradık ve söylenen her eve baktık. Kezban Camii’ne yakın, derenin batısında eskiden çarşı gibi dükkânları biliyorum. Mesela Tekere Ali edenin bakkalı ve rahmetli Güççük Edenin kebapçı dükkânı, Semerci Ali Rıza edenin dükkânı gibi… Yine orda bakkal Aziz ede bizi bir eve götürdü ki evin damı toprak, odanın biri karanlık ve ayağımla yokladım tabanı da tam olarak beton değil. Nasıl bulduğumu sorduklarını gerçekten duyamadım şaşkınlığımdan. Nasipmiş, Ceritli’nin konuk evleri dediği afet konutlarından Gazi Veli Yıldızlı’nın evini yıllığı yüzbeş liraya tuttuk. Evde kiracı var ama eşyayı getirene kadar evine taşınacakmış. Emin bir şekilde evi getirmeye gittim.

Eşyalarla akşamüzeri Çağlayancerit’e geldiğimde kiracının çıkmadığını, yakın bir zamanda da boşaltamayacağını öğrendik. Tekrar ev aramaya devam ederken eşyalar kamyonda sarılı bekliyor. Dostlarımız Yakup Mustafa edenin giriş katının anahtarını getirdiler ama affedersiniz tuvaleti dışarıda ve ana yol üzerinde olduğu için tam ısınamadım. Eşyaları sabah indirmeye karar verdik ve akşam yine ev aramaya devam ettik. Sabahleyin, sağlık ocağının karşısındaki o zamanki postaneyle aynı binadaki bir evi Nalbant Ali ededen tutup önceki evin anahtarı Mustafa edeye gönderip, eşyaları da yeni eve indirdik. Artık Çağlayancerit ortaokulunda fen bilgisi öğretmeniyim.

Çağlayancerit bana:

Bir, bozulmamış Osmanlı konuşma dilini hatırlattı. Çünkü o zaman yaşlı - genç, kadın – erkek, öğrenci – öğrenci olmayan Ceritli vatandaşlarımız konuşmaya ben derim, ya da ben derim ki kelimeleriyle başlıyorlardı. Şimdi nasıl bilemiyorum tabii.

İki, Maraş’a gidiş gelişlerde otobüste arkadaki bir yolcunun öndeki bir yolcuya, ya da öndeki birinin arka taraftaki birine (bizim köylerde de olduğu gibi) laf atma ve şakalaşma kültürünün hâlâ devam ettiğini(Biliyorsunuz ki şehirlerarası yolculuklarda değil uzaktakiyle yakındaki ile bile tam sohbet olamaz);

Üç, Bayramlarda komşuların yerli halk veya yabancı memur, işçi gözetmeden büyük-küçük ziyaret edilmesi geleneğinin samimi bir şekilde devam ettirildiğini( ancak o zaman maalesef kapı vurma âdetinin tam gelişmediğini);

Dört, İnsanın sinirlenme haline (yine bizim köylerde de olduğu gibi) hööğkelenme denilmekte olduğunu,

Unutulmayacak şekilde hatırlattı.

Çağlayancerit’te görev yaptığım süre, benim memuriyet hayatımda bir önemli kilometre taşıdır. Orada bir buçuk yıl öğretmenlik, üç buçuk yıl da ilçe milli eğitimde şube müdürlüğü ve müdürlük görevini yürüttüm. Çok güzel dostluklar kurduk. İnsanlarımızın lakaplarıyla yazdığım sadece samimiyetten kaynaklanmakta olduğunu zaten kendiler de biliyorlar. Özbeklerin dayısı Çete Memmed’in, mirası bahane ederek yeğenlerinin ardından sövdüğünü ve rahmetli Kerem Salman’ın bir sabah namazından sonra garaj camii minaresinden, ölmediği halde kendi salâsını okuyup Engizeğe gittiğini nasıl unuturum.

Şimdi diyorum ki; iyi ki Çağlayancerit ve Ceritli’ler var ve ben de orada görev yapmışım. Gönül dolusu selamlar.

(*) Yusupelân: Çağlayancetit’te mahalli olarak adlandırılan bir semt.
31 Ekim 2010 18:25




İLÇE MERKEZİNİN İÇME SUYU BORULARI GERÇEKTEN ASPEST’Lİ BORUMU? 

Üç beş yıldır Çağlayancerit ilçesinde meme kanseri mide kanseri gırtlak kanseri böbrek ve idrar yolları rahatsızlığı gibi hastalıklar çoğalmaya başladı. Sebebini bilemiyoruz bu konuda halk tedirgin. On yıl önce ilçede bu hastalıkların adını dahi duymazdık. Ancak ilçe halkının birçoğundan aldığımız duyumlara göre ilçeye su taşıyan şebeke içme suyu borularının aspesli kanserojen borular olduğu söylenmektedir. İlçe merkezi şebeke borularının da aynı borular olduğu söylenmektedir. Doğru veya yanlış bilemeyiz. Bu konu ilçe halkının bir numaralı sorunu haline geldi. Bu konuyu 2 yıl öncede haber olarak web sayfamızda yayınladık. Fakat yetkililerden olumlu bir cevap alamadık. Yetkililer bu sorumuza kulak tıkadı. İlçenin şebeke suyu yapılırken bizzat eski belediye başkanlarından birine bu konuda sorular yöneltmiştim o günün Sayın başkanından benimle alay edercesine soruma ters cevaplar almıştım. İnşallah bu defa bu soruna bir çözüm bulunur. Hastalıkların nedenleri araştırılır. Ümidindeyiz ilçe yetkililerinin bu konuyla ilgilenmelerini bekliyoruz. Vatandaş olarak sorumuza cevap bekliyoruz. Şayet ilçe yetkililerinden cevap alamazsak bu sorunumuzu devletin ilgili mercilerine götürmeyi düşünüyoruz.
08.09.2010
haber:  Aşık Ali Ataş

               ASBEST NEDİR ?

Asbest ya da amyant, ısıya, aşınmaya ve kimyasal maddelere çok dayanıklı lifli yapıda kanserojen bir mineral. Halk arasında ak toprak, çorak toprak, gök toprak, çelpek, höllük veya ceren toprağı gibi isimlerle de bilinir.

Asbest son derece kanserojen bir maddedir. Solunum ya da içme suyu yoluyla vücuda girdiğinde başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara yol açar. Uzmanlar cilde nüfuz etmesinin de mümkün olduğunu düşünmektedirler. Asbestin neden olduğu hastalıkların bazıları, akciğer zarları arasında sıvı toplanması, kireçlenme, akciğer zarı kalınlaşması ve akciğer dokusunda bağ dokusu oluşumu gibi selim hastalıklardır. Ayrıca ciltte yaralara neden olabilir.
Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), her yıl dünyada kanser yapıcı maddeleri düzenli olarak özelliklerine göre gruplara ayırmaktadır. Ajansın kanserojen maddeler listesinde asbest maddesi, "kesin kanserojen" tanımlanması ile 1. grupta sınıflandırılmıştır.

Fransa'da asbeste bağlı hastalıklardan her yıl 4000 kişi ölmektedir ve sayı giderek artmaktadır. Uzmanlar Birleşik Krallık'ta 1960 ve 70'lerde asbeste maruz kalmış kişilerden 120.000'den fazlasının akciğer kanseri nedeniyle yakın gelecekte öleceğini öngörmektedirler. Belçika ve Hollanda gibi ülkelerde 90'lı yılların başında asbest üretim ve kullanımı tamamen yasaklanmıştır. Avrupa Birliği'de 2005 yılından itibaren AB'ye üye ülkelerde asbest üretimi ve kullanımını yasaklamıştır.

Geçmişte tersane işçisi olan babasının iş elbiselerinden bulaşan asbest nedeniyle kansere yakalanan genç bir kadın, 2007 yılında İngiliz Savunma Bakanlığı'ndan tazminat almaya hak kazanmıştır.

Asbestli boruların kırılganlığı yüksek..

Türkiye’de İller Bankası mevzuatı içme suyu şebekelerinde asbest kullanımına izin veriyor. Ancak, asbest solunum yoluyla alınması durumunda akciğerlerde sorun yaratıyor. Bir de asbestli borular yapı itibariyle kırılganlıkları yüksek olan borulardır. Türkiye’de kayıtlara baktığımızda, içme suyu şebekelerindeki çatlak, kırık oluşum nedeniyle meydana gelen su kayıpları yüzde 45 dolayındadır.

Kırık ve çatlak olduğu zaman buralarda yeraltında ne varsa; yağmur suları, foseptik suları, kanalizasyon suları şebekeye karışıyor. Çünkü bütün bu sistemler Türkiye’de üst üste dizilmiş durumda. Yeraltındaki deprem gibi hareketler de borulardaki bu çatlak ve kırıklara neden olabiliyor.
***************************************



Çağlayanceritli Gençlere İş ve Meslek Tavsiyesi

İnsanın bu dünyada onurlu bir şekilde yaşamsı için Salih amel (güzel ve faydalı işler) yapması lazım. Bunun içinde çalışması gerekir. İnsan hayatı inanmak mücadele etmek üzerine kurulmuştur. İnsan öncelikle yeme, içme, giyinme ve barınma kaderi ile yaratılmıştır. İnsanı yücelten en büyük paye “bilmek” payesidir. Zira “bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”

Geçinmek için insanın bir meslek sahibi olması gerekiyor. Öğretmen, demirci, esnaf, tamirci, doktor gibi. Bu meslekleri edinmenin yolu tabiî ki çalışmak ve öğrenmekten geçiyor.Gördüğüm kadarı ile Çağlayancerit de gençler hala vasıfsız olarak çalışmaktadırlar. Ya tarlada, ya bahçede, ya Çukurova da yada Urfa-Antep de fabrikada hamallık yapmaktadırlar.

Oysa benim gördüğüm kadarıyla Çağlayancerit’te potansiyel işler de var. Bunları pek gören yok. Bunlardan bazılarını sıralayacağım. Bu işler gelecek vaat ediyor.

1. Beyaz eşya tamir bakım ve servisi: Günümüzde artık buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın, elektrikli süpürge, klima, elektrikli soba gibi araç ve gereçler vazgeçilmezlerimiz arasında. Bu malzemeleri satanlar var ama desteğini yapan yok. Ya Pazarcık’tan yada K.Maraş’tan gelen servisler bu işleri yapmaktadır. Bunun maliyeti ise yüksek ve zaman kaybı olmaktadır. Oysa ilçemizde bunu yapan birileri olsa zamandan ve paradan kazançlı çıkılır. Bu ilçemizde açık bir iş ve potansiyeli yüksek. Gençler bu işlere yönelin. Geleceği olan bir iş. Öneririm.

2. Bilgisayar ve Telefon Destek Hizmeti:Günümüz teknolojisi hızla ilerlemektedir. Bu teknolojinin en popüler olanı ise bilgisayar ve telefon teknolojisidir. Ç.Çerit’te bu konuda da açık görüyorum. Bireysel bilgisayar kullanıcısı yanında kurum ve kuruluşlar da bilgisayar kullanmaktadırlar. Bunları dışarıdan almaktadırlar. Bu küçümsenecek bir şey değil. Kaldı ki bunları Cerit’ten almasalar bile bunun destek hizmeti var. Bu çok önemli bir iş. Bunun tamiri, interneti, işletim sistemi kurulumu gibi bir sürü geri destek hizmeti var ve büyük bir potansiyel iş. Okullar, halk eğitim, belediye, hastane, kaymaklık gibi kurumlara destek verilse yeter. Öneririm.

3. Kuaförlük ve güzellik hizmeti: Bu mesleği bayanlar için öneriyorum. Yeteri kadar erkek berberi olduğunu düşünüyorum. Günümüz hanımları artık bakımlı ve güzel görünmeyi istiyorlar. Saç kesme, saç boyama, el ve ayak bakımı, makyaj ve gelin hazırlama gibi hizmetlere ihtiyaç var. Açık olan bu alanda kızlara bu mesleği öneriyorum.

4. Matbaa ve baskı işleri: Çağlayancerit’te bu alanda da boşluk var. Geleceği olan bir iş. Belki şimdilik, kartvizit, davetiye, ciltlilik, resmi belge basımı, reklam işleri gibi küçük çapta başlanırsa ileriye doğru daha da gelişecek bir meslek.

5. Sağlık ve Diş Hekimliği: Okuma ve akademik bilgi isteyen bu dalda eğitimi öneriyorum. Bu her zaman geçerli bir iş. Zira artık akademik kariyer yapmadan dişçilik yapmak yasal olarak yasaktır. Üniversiteye gideceklere tercihlerinde değerlendirmelerini tavsiye ederim.

6. Su dolum ve pazarlaması: Günümüz dünyasında içme suyu ihtiyacı gittikçe artmaktadır. Bu alanda Ç.Cerit müsait bir yer. Kaliteli su havzasında bulunan kaynak sularımız şişelemeye müsait. Bu konuda özel idareye müracaat edilerek su kaynaklarından kiralama yöntemiyle faydalanabilinir. Potansiyeli yüksek bir iş. Daha çok sermaye gerektiren bir iş.

7. Bağcılık ve Bağ ürünleri: Cerit ve civarı bağcılık ve üzüm yönüyle faydalanılacak bir alan. Bu konuda geleneksel üretimler yapılmaktadır. Üzümden mamul, pekmez, sucuk, pestil, bastık v.s. Bu geleneksel yöntem daha teknik ve ticari bir şekle sokulabilir. Bu konuda entegre tesis kurulursa bakın ne netice çıkar: Üzümü ele alalım, üzümden; pekmez, sucuk, pestil vs. yapıyorsunuz. Posasını hayvan yemi olarak kullanırsınız, çekirdeğini en değerli besin kaynağı olarak ayrıca değerlendirirsiniz. En işi yaramaz çürüğünden sirke imal edersiniz.Hatta günah demezseniz şarap bile üretir satarsınız. Bunların hepsi birer ekonomik değer. Böyle bir tesiste onlarca işçi de çalışır. Sermaye isteyen bir iş.

8.Arıcılık: Çağlayancerit hayvancılık alanında daralmış bir bölgedir. Dağ ve ormanlık alanlara giriş yasak. Ama bitki örtüsü yönüyle arıcık için biçilmiş kaftan. Çokta kaliteli balı vardır. Dağlarımızda keven oldukça çoktur. Keven balı ise oldukça kıymetlidir. Bu konuda devletten teşvik ve destekte alınıyor. Bereketli bir iş. Çağlayanceritli ve gençlerine şimdilik önerebileceğim potansiyeli ve popülerliği en önde olan iş ve meslekler bunlar. Bu işler için çalışma, gayret ve fedakarlık gerekmektedir.


Saygı ve sevgilerimle.
Mehmet Bahçe/Mali Müşavir



KUZGEÇE YAZLIK EVLERİNDEN BİR İSTEK

Su hayattır.Susuz bir dünya düşünmek imkansızdır. Bu uğurda savaşlar verilmektedir. İlçemizde sular çağlayarak akmaktadır.Sularımız temiz, tatlı, içimi hoş, herhangi bir arıtma işlemine tabi tutulmadan içilebilecek kalitededir. Bu bizim için büyük bir nimettir. Tabi ki kullanmasını iyi bilirsek.

Kuzgeçe yada Ötegeçe diye tabir ettiğimiz Öksüzdağı eteklerinde bir hayli yazlık ev var. Örneğin, burada 20 den fazla sadece Fakılar’ın evi var. Bu evler içecek sularını ilkel yöntemlerle temin etmektedirler. Bu insanlar, gözlerden gelen, ark diye tabir ettiğimiz; kazma kürekle yapılmış toprak kanallarla evlerinin yakınından geçen bu suyu kullanmaktadırlar. Bu su ile hem tarla bahçe sulamaktalar hem de içme suyu ihtiyaçlarını karşılamaktalar.Tabi arkların üstü açık ve korunaksız. En önemlisi de arkların üstünde kalan tarla ve bahçeler sulandığı zamanlar, bu tarla ve bahçelerden sızan bulanık sular altta kalan arkları pisletmekte ve mırık dediğimiz toprakla doldurmaktadır. Ayrıca arkların üstünün açık olması sebebiyle hayvanlar hem su içmekte hem de pislikleri ile suyu kirletmektedir. Çevreden gelen toz toprak, yaprak bu arkların içerisine dolmaktadır.Suyun az olduğu zamanlarda su bu toprak arklar tarafından emildiği için evlere ulaşamamaktadır. Bu da su kaybına sebep olmaktadır. Çoluk çocuk bilinçsizce bu arklarda el yüz yıkamakta ve suyun içerisine tükürmektedir. Yabani hayvanlar kimi zaman bu arkların içerisinde ölü bulunabilmektedir. Kısacası bu sular bu haliyle ne içilir nede kapkacak yıkanabilir durumdadır. Bu arklar bu haliyle İnsan sağlığını tehdit etmektedir.

Bu evlerde oturanlar içecek su ihtiyaçlarını 200-300 metre uzakta olan su gözlerinden kovalarla, bidonlarla taşımaktadırlar. Buda yaşlılar ve evde su getirecek kimsesi olmayanlar için oldukça sıkıtı yaratmaktadır. Ayrıca, bu evlerde şebeke suyu olmadığı için çamaşır makinesi gibi bazı modern aletler kullanılamamaktadır. Tuvaletlerde şebeke suyu olmadığı için dökme su kullanılmaktadır. Mutfaklarda bulaşıklar dökme su ile yıkanmaktadır. Çamaşırlar leğenlerde elle yıkanmaktadır. Banyo ihtiyacı da dökme su ile giderilmektedir.

Bu evlerde oturan insanlar yıllarca evlerine şehir şebeke suyu istemekteler ama bir türlü gerçekleşmemektedir. Belediyemiz el atmadan bu işlem olmaz. Zira, su kaynağının tespiti ve şebeke işlemleri resmi prosedüre bağlıdır. Bu sebeple bu insanlar belediyemizden bu konuda girişim beklemektedirler. Bu işlem insanlarımızın en hayati ihtiyacı olan temiz su içme hakkını kullanmalarını ve yaşam kalitesini yükseltmesini sağlayacaktır. Belediyemizin çabası ve var oluş amacıda zaten bu değil mi? Burada yaşayan insanlarımız Belediyemize destek ve katkı sağlayarak bu sorunu aşılabilir.
Su gibi aziz olun inşallah.

Mehmet Bahçe
Mali Müşavir
25.10.2010
 *************************************************

 Çağlayancerit Devlet Hastanesinin Açılışı Hakkında Bilgi İsteme

Çağlayancerit Devlet Hastanesi 2008 yılı sonu itibariyle tamamlanmıştır. Ancak aradan geçen bu kadar zamana rağmen hastanemiz hala açılmamıştır. Otuz bine yakın vatandaş hastaneye hastane binası da onlara bakmaktadır. Hiç bir zuhur yoktur. Halkımız en basit bir sağlık olayında Pazarcık veya Kahramanmaraş'a sevk edilmektedir. Bu da fakir olan halkımızı zora sokmaktadır. Ulaşım sorunu nedeniyle birçok ağır hasta yolda telef olmaktadırlar. Zira Çağlayancerit Pazarcık ilçesine 50 km ve Kahramanmaraş'a 110 km uzaklıktadır. Yeterli araç gereç ve donanımda yok. insanlarda bu vatanın vatandaşlarıdır. Bu insanlarda devlete vergi vermekte, askerlik yapmakta ve bütün vatandaşlık görevlerini yerine getirmektedirler.Halkımız,neden diğer il ve ilçelerde yaşayan vatandaşların aldığı sağlık hizmetinden faydalandıkları gibi eşit şekilde faydalanamamaktadırlar.Bu insanlara devletimiz sahip çıkmalıdır. Çünkü bu insanlar fakir ve geri bırakılmışlardır. Bu insanların canı bu kadar ucuz olmamalı. 25 yıldır ilçe olan Çağlayancerit hala köy muamelesi görmektedir. Basit bir sağlık ocağı ve birkaç pratisyen doktor ile koskoca bir ilçe geçiştirilmektedir.

Halkımızın iktidar partisine karşı olan teveccühü ile belediye seçimlerini AKP almıştır. Buna rağmen hastanemizin hala açılmaması düşündürücüdür.

Buradan yetkililere sesleniyoruz. Hastanemiz ne zaman açılacak.

Bilgi ve gereğini arz ederim.

Mehmet Bahçe
Mali Müşavir

Bilgi İstediğim Yerler

bilgiedinme@saglik.gov.tr

kahramanmaras@saglik.gov.tr

akim@akparti.org.tr

14.NİSAN 2010 Tarihinde yukarıda belirttiğim hastane açılışı ile ilgili bilgi istediğim kurumlardan bana gelen bilgiyi aynen size aktarıyorum. Üç yerden bilgi istemiştim sadece sağlık bakanlığından 30 gün sonra bilgi geldi.

Başka kaynaklardan öğrendiğime göre sağlık bakanlığı Çağlayancerit Entegre Devlet Hastanesine şu şekilde personel atayacakmış.

EBE 7
HEMŞİRE 6
İLK VE ACİL YARDIM TEKNİSYENİ 4
LABORATUVAR TEKNİSYENİ 3
RÖNTGEN TEKNİSYENİ 3
TIBBİ SEKRETER 2
TOPLUM SAĞLIĞI TEKNİSYENİ 3
ÇEVRE SAĞLIĞI TEKNİSYENİ 2
AİLE HEKİMLİĞİ UZMANI 2
ÇOÇUK SAĞ. HASTALIKLARI UZMANI 1
GENEL CERRAHİ UZMANI 1
İÇ HASTALIKLARI UZMANI 1
KADIN HAST. Ve DOĞUM UZMANI 1
PRATİSYEN HEKİM 7
DİŞ HEKİMİ 2

Kimden: bilgiedinme@saglik.gov.tr>
Tarih: 14 Mayıs 2010 15:21:24 GMT+03:00
Kime: mbahce46@hotmail.com>

2007 YILINDA İNŞAATINA BAŞLANILAN VE HİZMETE HAZIR HALE GETİRİLEBİLMESİ TEMİNEN GEREKLİ İŞ VE İŞLEMLERİN YÜRÜTÜLEBİLMESİ AMACIYLA KURULUŞ ONAYI VERİLEN HASTANE İNŞAATI TAMAMLANMIŞ OLUP, PERSONEL VE TEKNİK ELAMAN GÖFREVLENDİRME TARİHİ VE ŞEKLİ İLE İLGİLİ OLARAK bAKANLIĞIMIZ tEDAVİ hİZMETLERİ VE gENEL mÜDÜRLÜĞÜ İLE pERSONEL gENEL mÜDÜRLÜĞÜNDEN GEREKLİ BİLGİLERİN ALINMASI GEREKMEKTEDİR.

                                                  *************************



                           54 YILDA ÇAĞLAYANCERİT NASIL DEĞİŞTİ

   Aşık Ali Ataş 24.05.2010


Şimdilerde ilçe olan Çağlayancerit’in tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır. Türkiye’nin en büyük köylerinden biriydi. Ben bu tarihi süreci diğer kaynaklarda olduğu gibi tekrar etmek yerine kendi bildiklerimi yazmak istedim. 1956’ lı yıllarda köyün muhtarı Deli Ali lakaplı Ali Onaran’dı. Bozlar Kasabası’ndan ilçeye kadar araç yolu yoktu. Kısığın içi çetin kayalıktı. Ali Onaran bu yolu imece usulü kazma kürekle köylüye yaptırdı. Ben kendim bu yolda çalışan işçilere su dağıttım.

Şimdi bir duyumla yola çıkıyorum. Eskiden Cerit’in ormanlık bir bölge olduğu söylenirdi. Birçok evin mertekleri ve hezeni kamalak ve ardıç ağacındandı. Öyleki, evlerin yapıldığı yerlerden kesilerek damın üzerine atıldığı söylenir. Köyün tüm evleri bir birine bitişik olarak yapılmış duvarları taş ve harcı çamurdandı. Uzun dam denilen yer birçok evin yan yana yapılmasından o kadar uzunki bu ismi almış. Sıvası, saman karışımı çamurdan ve damları topraktı. Evler kireç badanalı idi. Doğru düzgün sokağı, caddesi olmayan bu evlerin oturma odası, misafir odası, mutfağı, salonu, banyosu tuvaleti yoktu. Sokaklara hayvanlar bağlanır ve burada yemlenirdi. Haliyle sokaklar hayvan pisliği doluydu. Hayvan gübreleri zibillik denilen evin yanlarında biriktirilirdi. Evlerin alt katları genellikle ahır olarak kullanılırdı. Bu sebeple evler çoğunlukla iki katlıdır. Sokaklar çok dardı ve yürünmeyecek kadar bozuktu. Evlerin çamaşır ve bulaşık suları sokaklara serpilirdi. Sokaktan geçen pek çok insan çamaşır ve bulaşık sularından baştan aşağı nasibini alırdı. Evlerin doğru dürüst penceresi yoktu. Pencere yerine temek denilen insan başının sığmayacağı küçük deliklerdi. Pencerelerinde cam yerine naylon kaplıydı. Bu evlerin birçoğu hala mevcut ve kullanılıyor.

Evlerde su yoktu. Köyün gelini, kızı, tarihi Kezban Hatun (Pınarbaşı) camisinin önündeki şimdilerde harap edilmiş tarihi Büyük Pınar’dan bakraçlarla ve satıllarla evlere su taşıyarak su ihtiyaçlarını giderirlerdi. O tarihlerde köye çok kar yağardı. Köylü sığırlarını sulamak için kar altından tünel açarak tarihi Taş Köprü’nün kenarından çıkan pınara götürür sulardı. Damların üzerine yağan karları kara çullara koyarak boş alanlara taşırlardı. Kar yığınlarından iki ve üç katlı evlerin önünden damın üzerine çıkılırdı.

Kış günü pınara uzak olan evler kar eriterek su ihtiyacını giderirlerdi. Evlerin banyosu olmadığı için anneler çocuklarını ocağın başında teşt denen leğende banyo yaptırırdı. Pınarın yakınına taş duvarlarla yapılmış üzeri tahtalarla örtülü çevirme ismi verilen bu mekânda hanımlar çamaşırlarını yıkarlardı. 1963’lü yıllarda Muhtar Ali Onaran tarafından köye 60’lık siyah pik borularla Değirmen Gözü’nden köye su getirdi. Köyün muhtelif yerlerine çeşmeler yaptırdı köylü bir müddet bu çeşmelerden yararlandı.

Yakıt konusuna gelince, köyde kömür denen şey yoktu. Köylü kamalak ardıç ve meşe odunu yakardı. Soba ancak yüz evin birinde bulunurdu. Bu sobalar tenekeden yapılan sobalardı. Köyün elektriği yoktu. Köylü elektrik yerine geceleri gazyağı lambası, fener ve idare denilen ışıklandırıcılarla evlerini ışıklandırılırdı. Gaz yağı ile yanan Lüks Lambası bile bulunmazdı. Ancak, Kezban Hatun Camisi’nde bir lüks Lambası vardı. Köyde Gaz yağı bulunmadığı zamanlarda köşkerlerin işine yaramayan kara lastik kırıntısı ve çıra yakarak evleri ışıklandırırlardı.

Köyde iki manifatura dükkânı, iki bakkal ve altı adet köşker vardı. Köyün en eski bakkalı ve köşkeri Köşker Salman lakaplı Salman Bahçe idi. Pil ile çalışan iki ve üç pilli el fenerleri getirmişti. Bu el fenerinden alan köylü sokağa çıktığında bunları kullanırdı. Şimdiki gibi tüpgaz ile çalışan ocaklar yoktu. Ancak gazyağı ile çalışan gazocakları vardı. Yemekler bu ocakta ve odunun alevinde pişerdi.

Bu ahşap ve taş evlerde yaşayan insanlar kolay, kolay hasta olmazlardı. Ayda yılda bir kez hastalanan kişilere komşular tarafından bir tane elma, ayva, şayet köyde bulunursa bir tanede portakal getirilirdi. Bu meyveleri yiyen hasta iyileşirdi. Kış geldiğinde insanlar arada bir grip olurdu. Gribin ilacı kaynatılmış tarhana ve içerisine karıştırılmış kırmızı biberdi.

Kaldığımız yerden devam edersek şimdiki garajın bulunduğu yerde ütü solak lakaplı Mıstık Tekel’in evi vardı. Bu evin bulunduğu yer kayalıktı. Evin kenarında büyük bir mağara mevcuttu. Burada bu evin dışında ev yoktu. Mülayim Oğulları Camisi’nin bulunduğu yere gâvur kabirliği derlerdi. Bu çevreler Çökelik lakaplı Abdurrahman Kızılkaya’ya ait üzüm bağı idi. Toraman mahallesinin batısı Kel Osman’ın üzüm bağı idi. Hüsübela’nın arkası çukur bölgede demirci Salman’ın bağı vardı. Bir de masere vardı. Şimdiki Sultan cami’nin önünde ufak bir pınar vardı.

1956’ lı yıllarda bu saydığım semtlerde bir tane ev yoktu. Ancak Cıncıklar mahallesinde iki tane ev vardı. Şimdiki Petrol İstayonlarının bulunduğu yerin ulu dere bitişiğinde Demirci Salman’ın evi ve kendisine ait bir de su değirmeni vardı. Köyün en üst evlerinden Mehmet Yılönü’nün ve Hacı Demiröz’ün evi ve bu evin alt yanında Hasan Demiröz’e ait masere vardı. Boğaz girişinde ise Hacı Demiröz’e ait bir masere vardı. Uludere kenarında biri Pürçüklüler sülalesine diğeri katrancı Hacı Ömer’e ait iki tane daha masere vardı.

Köyde üzüm bağı gayet çoktu. Şimdiki Arılık’ın her yanı üzüm bağlarıyla çevriliydi. Telefon baz istasyonlarının bulunduğu Toraman tepesinin dört bir tarafı üzüm bağlarıyla çevriliydi. Köyün doğusunda bulunan güney, harap, hanifoğlu, Yalangoz, İğde ve demirciler mahallesinin bulunduğu yerler bağ idi.

Kayabaşı mahallesinde kayalar üzerinde Molla Halil Güneş’in evi, güney yolu üzerinde Yavsılar lakaplı kişilerin evleri vardı. Görüyorsunuz her iki mahalleye eklenen beton binalar nerden nereye ulaştı. Köyün önü denilen iki geçeli arazisinde Mısır, gilgil darısı, konak darısı, ve buğday yetişirdi. Bu araziler tarihi Büyük Pınar’dan sulanırdı. Sebze ve meyve bahçesi pek yoktu. Köyün her iki mahallesinde kocaman dut ağaçları vardı. Köyün ortasında akan Zorkun Deresi’nin iki tarafı ceviz ağaçları ile doluydu. Bu cevizlerin kökü o kadar kalındı ki üç kişi el ele tutuşsalar cevizin kökünü ancak sararlardı. Üç harman denilen yerde çok büyük bir ceviz ağacı vardı. Tarihi mezarlıkta yine çok büyük ceviz ağaçları vardı. Eskiden Cerit’te ceviz ağacı ve ceviz daha çoktu.

Şimdiki adıyla Fatih mahallesinin evleri Mezarlıktan 50 metre uzaklıkta Hafız Mehmet’in Çirtikli Âli’nin ve Ateş Veli’nin evleri vardı. Boğaz kesen Mahallesinde Mısır’ların evleri yine kayabaşında Kör Hasan Mehmet’in ve Nalbant Mustafa lakaplı Mustafa Temiz Yürek’in evleri vardı. Bu evlerin dışında hiçbir ev yoktu.

Börklülerin bulunduğu yerin adına Urmeli derler. Burada dört tane ev vardı. Köyde tek elma bahçesi olan Börklü Dede’nin bahçesiydi. Şimdiki Urmeli köprüsünden Uludere köprüsüne kadar alan kısım üzüm bağıydı. Bağların Uludere’ye yakın yerinde Halil Güneş’in evi vardı. Şimdi orası bir mahalle oldu.

Urmeli’de Göy Haliller’e ait su değirmeni vardı. Daha sonra bu değirmenin 100 metre aşağısına Osman İbiş isimli bir vatandaş kendi arazisinin içine değirmen yaptı. Uludere köprüsün geçtiğimizde iki değirmen daha vardı bu değirmenler Ahmet ağalar ve Babuccu Hacı denilen kişiye aitti. Köylü ununu, bulgurunu, yarmasını, bu değirmenlerde yaptırırdı.

Burada önemli bir konuyu anlatmak istiyorum. Köy halkı mezarlıktan korkardı. Gün battıktan sonra köylü mezarlığın semtine gelemezdi. Kazıklı’ya giden yol mezarlığın bir bölümünden geçerdi. Benimde tanıdığım köyde iki tane deli vardı. Biri devlip lakaplı Elif isimli bir kadın, diğeri Fişöke lakaplı Mehmet isminde bir deliydi. Bu deliler genelde mezarlıkta yatarlardı. Kızdırılmadıkları müddetçe köy halkına bir zararları olmazdı.

Ayrıca bir tanede Yonuz Ali lakaplı mecnun biri vardı. Öfkelendirildiğinde bıçak çekerek öfkelendiren kişiyi kovalardı. Yine Küpeli Güccük lakaplı bir mecnun kişi daha vardı. Bu kişinin de kimseye bir zararı olmazdı.

Şöyle bir duyumla sözlerimi bitirmek istiyorum. Bu iki deliden biri olan devlip bir gece mezarlığın batı girişinde bulunan iki büyük ceviz ağacının kovuğunda yatarken Ağabeyli Karakol’undan vazife icabı Cerit’e gelen iki asker gece mezarlıktan geçerken askerlerin ayak sesini duyan cevizin kovuğunda yatan deli kadın homurdanır. Askerler aha ölüler kalktı, deyip koşarak mezarlıktan çıkarlar. Nefes nefese muhtarlığa varırlar. Muhtara mezarlıkta ölülerin kalktığını ve korktuklarını söylerler. Muhtar ise, oğlum siz ne dersiniz ölüler hiç kalkar mı? Onlar köyün delileri mutlaka ikisinden birisi dese de askerler inanamazlar. Bu iki asker o gece muhtarın evinde yatarlar sabahleyin mezarlığın kenarından geçmeyip başka bir yoldan tekrar karakola dönerler. Ve karakola vardıklarında ikinci gece öldükleri söylenir.
                                                                 
                       
 Arılık Caddesi "Eşşek gitmez yol..."
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? ve de nasıl bir ilçede yaşıyoruz? Sonra da nasıl bir mahallede yaşıyoruz? Elin gavuru dediğimiz kimseler medeniyetini kurmuş ve tüm dünyaya örnek teşkil ediyorlar. Biz müslümanlarda onlara gavur diye dudak kıvırıyoruz. Asıl onların olduğunu bizim olmamız gerekirken biz yerlerde sürünüyoruz. İler tutar bir yanımız yok.


Çağlayancerit biz biliyoruzki bir ilçe. Yani şehirleşmek ve köylülükten çıkmak anlamına geliyor ilçe.Yani ilcik. Küçük bir vilayet. Bu ilçenin Arılık diye bir mahellesi var. Bu mahellenin genelde ne alt yapısı ne sokağı ne yolu ne de kanalizasyonu var. Tam anlamıyla bir köy. Hoş Çağlayancerit'in geneneli böyle. Ama bir Arılık caddesi varki sormayın. Bir çamur deryası. Ne yaya gidilebiliyor ne de araçla. Yürürken ve araçla bu çamurda adeta dans ediyorsunuz. Çamur ayakkabınızı ayağınızdan söküp alıyor. Dizinize kadar çamura batıyorsunuz. Kaldırım deseniz ondan iz bile yok. Sakinler isyan halinde. Ama seslerini duyan yok. O cadde üzerinde kirada oturan bir öğretmen arkadaş buradan ev kiraladığına bin pişman. Çıkacak gidecek ama ev bulamıyor. Ben bir öğretmenim diyor. Okula giderken takım elbise ve kundura giymem gerkiyor ancak ne mümkün iki adım atar atmaz çamura saplanıyorum diyor. Burada bir öğrenci yurdu var, 30-40 tane öğrenci kalıyor ve bu öğrenciler bu çamur deryası yoldan okula gitmekte oldukça zorlanıyorlar. İtfaiyelik ve ambulanslık bir olay olsa buraya bu araçların girmesi mümkün değil. Affedersiniz eşşek bile gitmez. Hani bir ata sözü var "Eşşek gitmez yolları çok"diye. Burası hem maddi hem mecazi anlamda eşşek gitmez bir yol. Arılık caddesi gerçekten çok çok çok kötü. Bu ilçeye yakışmıyor. Berbat bir durum. Acilen buraya el atılması gerekiyor. Burası oldukça işlek bir yol. Ayrıca burada bazı esnafların işyerleri var. Ağır vasıtalar ve traktörler bu yola giriyor ve yol büsbütün gidilmez hal alıyor. Ayrıca yolun üst tarafındaki evlere dediğimiz gibi itfaiye ve ambulans çıkması imkansız. Hem çamur hemde yol yok. En azından bir kaç kamyon mıcır dökülse ve yola şarampol yapılsa geçici bir çözüm olur. İlgililere buradan duyurulur.


***********************************


Öksüzlükten Doğan Yalnızlık


31.03.2009
Öksüzlük halkımızın kaderidir sanki? Dağı öksüz, yolu öksüz, yeli öksüz, suyu öksüz. Fikir öksüz.Okul öksüz.Sen öksüz ben öksüz. Hakikat öksüz.Yalnızlıktan doğar öksüzlüğü.

Yalan kusurları gizlemenin merhamet ve iyilik kılığına girmiş. Kırk yıl aynı vaazı veren adamların yalanlarını dinliyoruz. Derde derman yok. Ozanın dediği gibi”ağam buradan gidelim, bu yerler viran oldu”. Yalan iktidar olunca hakikat susturulur.Hakikat öksüzdür.Galipler mağlupların hikayesini yazar. Yalan yine egemendir. İdrakin ve anlayışın yok edildiği bir toplumda sloganlar süslü yalanlardır.Hakikat yalanın puslu havasında görünmez olmuştur. Menfaatlerin onurun yerini aldığı bir yalan dünyasındayız.

Halkın hizmetine talip olmak ciddi ve büyük sorumluluklar ister. İşte bu noktada diyoruz ki, bize hizmet edecek yöneticilerimizden maddi isteklerimiz ne olabilir. Tabiî ki görevin verdiği neyse o yapılacaktır. Toki bize ev yapsın, alışveriş merkezleri kurulsun, sinema, kütüphane, futbol sahası, hatta tiyatro, çıplak dağlarımıza ağaç dikilsin, doğalgaz(!), su, kanalizasyon, köprü yapılsın, sokaklar asfalt olsun gibi çok masumane, doğal ve medeni istekler. Ama bunlar ne zaman ve nasıl olacak?Yapcağız, edceğiz boş laflarını çok dinledik. Genel de tüm yöneticiler, özelde yerel yöneticiler bu işleri yapmak için seçilirler. Ama biz bunu ilçemizde geçen 23 yılda göremedik. Neden? Hala öksüz, hala gariban, hala sefil durumdayız. Bu bizim kaderimiz mi?


İşin maddi istekler yönünden ayrı olarak yöneticilerimizden asıl olması gereken manevi isteklerimizde olacak. Abdest alınmadan namaz kılınmaz.Önce temizlik. Ahlak, dürüstlük, erdem, samimiyet, çalışkanlık, adalet her insanın ibadetidir. Evet ibadetidir.Neden ibadetidir? İbadet anlayışımı değişti? Hayır ibadet anlayışı değişmedi ama anlayış yanlıştı. Bir örnekle açıklayalım. Namaz niçin kılınır? İnsanı kötülüklerden alıkoysun diye. Kötülük nedir? Yalan, dolan, çalmak, haksızlık yapmak, başkasına iftira atmak, adaletsizlik v.s yani güzelin ve iyiliğin tersi. Namaz insanı kötülükten alıkoymuyorsa? İşte o zaman kötülük aracı olur? Riya olur, sahtekârlık olur. Demek ki namaz aslında bir ibadet değil. İbadete götüren bir yol. İşte bu anlamda ortak iyiye çalışmak en başta gelen ibadettir. Tabir caizse yönetim açısından bu ibadetin tanrısı halktır. Halka hizmet hakka hizmettir.


Yukarıdaki saydıklarımız doğrultusunda Halktan biri gibi halkın desteği ile, kimseyi kayırmadan ve kimseyi ayırmadan, halkın malına sahip çıkan, makam ve koltuk manyağı olmadan, çalışkan, onurlu, ahlaklı, kendi cebine koymadan, cebinden koyan, görevi bitince de ceketini alıp çıkan ve geriye dönüp baktığında eseriyle gururlanan ve halka mal olan bir yönetici isteriz.


Bir insan önce kendine ihanet etmemeli.”kendi öz benliklerinize ihanet etmeyin”(ayet).


Naylon bir insan değil. Adam gibi adam olmak. Öksüzü doyurmadan, kimsesize kimse olmadan uyuyamamak. Öksüz dağı’nda bir kurt koyunu kapsa bundan kendini sorumlu tutan yönetici olmak.


Ey bakışları miyoplaştırılmış kardeşim, kardeşlerim! Görüntülerin arkasındaki hakikati ara. Arama bul. Ayak uçlarına dikilmiş bakışlarını ufka döndür. Yarının tarihi sana ne diyor?


Mehmet Bahçe
Mali Müşavir
mbahce46@hotmail.com

Hiç yorum yok: